Keneler ve Kanamalı Kırım Kongo Hastalığı
Keneler ve kırım Kongo hastalığı konusundaki acıklamalardan derlenen konunun paylasılmasıdır.
Kenenin Gelişimi
Keneler,yaprak üzerinde durup kurbanlarının yanlarından geçmesini beklerler. Temas ettiği anda yapışırlar. Kenelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri ve besinlerini sağlayabilmeleri için yüksek gelişmiş batırma aparatları vardır. Sivrisineğe kıyasla damardan kan emmezler. Makas şeklindeki ağızları ile deriyi açarlar ve delme organı ile cilt dokusuna çukur açarlar.
Kısa süre sonra yumurtadan çıkan altı bacaklı larvalar kendilerine besin kaynağı ararlar. Bunlar genelde kertenkele ve kuşlardır. Birkaç gün bu kurbanlarından kan emerler.

Daha sonra ‘Nymphen’ aşamasına gelerek 8 bacak gelişimini tamamlarlar. Kendilerine seçtikleri yeni hedeften sonra bir ota tutunup beklerler. Tüm büyüme aşamaları 1 ila 2 sene arasındadır. Bunun içerisinde de 1 sene kadar aç durabilirler.
Nasıl beslenirler ?
Keneler,yaprak üzerinde durup kurbanlarının yanlarından geçmesini beklerler. Temas ettiği anda yapışırlar. Kenelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri ve besinlerini sağlaya bilmeleri için yüksek gelişmiş batırma aparatları vardır. Sivrisineğe kıyasla damardan kan emmezler. Makas seklindeki ağızları ile deriyi açarlar ve delme organı ile cilt dokusuna çukur acarlar.

Kenenin ısırması acıtmaz, genelde kurban ısırıldığını bile farketmez. çünkü kene ısırdığı anda bir tür uyuşturucu sıvı salgılar. Kenenin ,açtığı çukur hemen kan ile dolar. Kene bu çukurdan sürekli kan çekerek beslenir. Sindirimi esnasında gereksiz sıvıları cilde atar. Bu emme sürecinde sürekli tekrarlanır. Böylelikle sindirim esnasında kenenin bağırsağında bulunan tüm virüs ve bakteriler kurbana geçer.

Virüs ve bakterilerin aktarılmasıyla hastalık bulaştırılmış olur. Keneler fark edilmedikleri taktirde 9 ila 12 gün kurbanlarında yapışık kalarak kan emerler ve kendiliğinden düşerler. Daha sonra dişiler 3000´e kadar yumurta bırakıp ölürler. Bu yumurtalardan larvalar olup, tekrar tehlikeli hastalıkların taşıyıcısı olan keneler büyümektedir.
Kenenin sevdiği vücud bölümleri
Genelde vücudun sıcak yerlerini seçerler:
- Ense ve kulak arkaları
- Saç dipleri
- Eklem Yerleri
- Apış arası
- Karın ve kasık bölgesi
Nerede yaşarlar ?
Keneler genellikle, uzun çalılıklarda, ormanlarda, dere kenarlarındaki otlarda, ormandaki odun kalıntıları arasında yaşarlar. Ayrıca hayvanların barındığı yerlerde bulunurlar. Yağmurlardan sonra daha çok ortaya çıkarlar. İddia edildiği gibi ağaçlarda bulunmaz veya ağaca çıkmazlar. Yaprak üzerinde durup kurbanlarının yanlarından geçmesini beklerler. Temas ettiği anda yapışırlar.
Bulaştırdığı Hastalıklar
Bir kene ısırığı çok tehlikeli hastalıklara neden olabilir. Bu virüsler çok çeşitli olup kişiden kişiye değişiklik gösterir.
Avrupa’da en yaygın olarak görülen Lyme-Borreliose ve FSME virüsleridir.
Kenenin bulaştırdığı virüsler bazı belirgin semptomlar gösterir
Lymne-Borreliose : Ateş ve baş ağrısı, beyin zarı iltihabı ve kalp problemleri
FSME : Ateş, baş ve eklem ağrısı, bazen de menenjit.
Tularemia : Ateş ve bas ağrısı, çok tehlikeli olabilir.
Mittelmeer- Fleckfieber
(Akdeniz Ateşi) : Çok yüksek ateş ve tipik alerjik reaksiyon
Ehrlichiosis : Ateş-, baş-, sırt ve adale ağrıları.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nedir?
Kırım-Kongo Hemorajik Ateş (KKHA),keneler tarafından taşınan Nairovirüs isimli bir mikrobiyal etken tarafından neden olunan ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden hayvan kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.

Kimler Risk Altındadır?
Hastalık genellikle meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkar.
Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar
Veterinerler
Kasaplar
Mezbaha çalışanları
Sağlık personeli özellikle risk gurubudur.
Kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar da risk altındadır.

Henüz ergin olmamış Hylomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder; ergin kene olduğunda da hayvanlardan ve insanlardan kan emerken bulaştırır.
Kuluçka Süresi Ne Kadardır?
Kene tarafından ısırılma ile virüsün alınmasını takiben kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün, en fazla ise 13 gün olabilmektedir
Belirtileri Nelerdir?
Ateş
Kırıklık
Baş ağrısı
Halsizlik
Kanama pıhtılaşma mekanizmalarının
bozulması sonucu;
- Yüz ve göğüste kırmızı döküntüler
ve gözlerde kızarıklık,
- Gövde, kol ve bacaklarda morluklar
- Burun kanaması, dışkıda ve idrarda kan görülür
- Ölüm karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezlikleri nedeni ile
olmaktadır.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tanısı Nasıl Konulur?
Kanda virüse karşı oluşan antikorların taranması tanı için en sık kullanılan yöntemdir. Bu göstergeler hastalığın başlangıcından sonra 6. günden itibaren belirlenebilir.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tanısı Nasıl Konulur?
Kanda virüse karşı oluşan antikorların taranması tanı için en sık kullanılan yöntemdir. Bu göstergeler hastalığın başlangıcından sonra 6. günden itibaren belirlenebilir.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nasıl Kontrol Edilir ve Nasıl Korunulur?
Hastalığın bulaşmasında keneler önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle kene mücadelesi önemlidir fakat oldukça da zordur.
1. İnsanlar kenelerden uzak tutulabilir ise bulaş önlenebilir. Bu nedenle de mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınmak gerekir.
2. Kenelerin yoğun olabileceği çalı, çırpı ve gür ot bulunan alanlardan uzak durulmalı, bu gibi alanlara çıplak ayak yada kısa giysiler ile gidilmemelidir.

3. Bu alanlara av yada görev gereği gidenlerin lastik çizme giymeleri, pantolonlarının paçalarını çorap içine almaları,
4. Görevi nedeni ile risk grubunda yer alan kişilerin hayvan ve hasta insanların kan ve vücut sıvılarından korunmak için mutlaka eldiven, önlük, gözlük, maske v.b. giymeleri gerekmektedir.
5. Gerek insanları gerekse hayvanları kenelerden korumak için haşere kovucu ilaçlar (repellent) olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. (Bunlar sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir.)
6. Haşere kovucular hayvanların baş veya bacaklarına da uygulanabilir; ayrıca bu maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.

7. Kenelerin bulunduğu alanlara gidildiği zaman vücut belli aralıklarla kene için taranmalıdır.


8. Vücuda yapışmış keneler uygun bir şekilde kene ezilmeden, ağızdan veya başından tutularak bir cımbız veya pens yardımıyla sağa sola oynatarak alınmalıdır. Isırılan yer alkolle temizlenmelidir. Mümkünse kenenin tanı için alkolde saklanması uygun olur.
(detaylı bilgi için http:/kidshealth.org/parent/general/body/tick_removal.html)
..
..
..
9. Diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, haşere ilacı (insektisit) ile uygulamanın uygun görüldüğü durumlarda çevre ilaçlanması yapılabilinir.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tedavisi Nedir?
Hastalığın kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Hastaya destek tedavisi yapılmalıdır.
Kürk giyenler mutlaka baksın! Kürke Hayır
Hayvanları insanlar hep çıkarları için kullanmıslardır ama bu bu şekilde birilerinin kürkü derisi için, katliam yapılacak derecede olmasını gerektirmiyor.
Aşagıdaki linkteki vidyoyu mutlaka izleyin, ve giydiğiniz, para veripte istediginiz kurklerin hangi sartlar altında yapıldıgını görün.
Bu insanlık değil, insanlıgın bittigi an burasıdır.
Hiç bi hayvana bu şekilde kıymaya hakkımız yok, canlı canlı. Resmen hayvanın gözünden akan göz yaşlarını görüyorsunuz.
Giydiginiz kürklerle Nasıl yakıstımı diye etrafınızdakilere havanızı yaparken, bu goruntuler gözünüzün önünden hiç gitmez insallah.
Videoyu sonuna kadar izleyin, bakalım utanacakmısınız!!!
Buraya tıklayarak vidyoyu izleyin.
1 mont için 25 - 45 koyun - kuzu öldürülüyor


1 mont için 10 - 12 blaireaux öldürülüyor

1 mont için 10 -20 castors öldürülüyor


1 mont için 20 -30 evcil kedi öldürülüyor

1 mont için 12 - 15 yabani (vahşi) kedi öldürülüyor


1 mont için 15 - 20 köpek öldürülüyor

1 mont için 30 -300 fare öldürülüyor


1 mont için 5 - 30 tilki öldürülüyor


1 mont için 60 - 400 sincap öldürülüyor

1 mont için 180 - 240 hermins öldürülüyor


1 mont için 20 - 30 kangru öldürülüyor

1 mont için 30 - 40 tavşan öldürülüyor

1 mont için 3 - 30 kurt öldürülüyor


1 mont için 10 - 30 susamuru öldürülüyor


1 mont için 8 - 15 vaşak öldürülüyor


1 mont için 40 - 60 Marte (çekiç) öldürülüyor


1 mont için 60 - 70 kokarca öldürülüyor


1 mont için 12 - 18 benekli yabankedisi öldürülüyor


1 mont için 30 - 40 opossum öldürülüyor


1 mont için 6 - 10 fok öldürülüyor


1 mont için 6 - 8 puma öldürülüyor


1 mont için 27 - 30 ragondin öldürülüyor


1 mont için 20 - 40 rakun öldürülüyor


1 mont için 10 - 24 tilki öldürülüyor


1 mont için 60 - 70 antilop öldürülüyor

1 mont için 30 - 80 vizon öldürülüyor


1 mont için 60 - 70 samur öldürülüyor


Ülkemizdeki Soyu Tükenmekte olan Hayvanlar
Ülkemizde yasayan hayvanlari merak ediyor musunuz?
Bence biraz merak etmekte fayda var. Çünkü, özellikle bir bölümü, yok olmak üzereler…
Bazi türler ise çoktan yok olmuslar. Sonuçta giden gitmis, kalan saglar bizimdir. Ama kalanlarin da fosil kategorisine girmelerini engellemek de herhalde bizlerin elindedir. Dolayisiyla bunlari tanimakta fayda var.
VAŞAK (Felis lynx)
Kayalik ve ormanlik bölgelerde yasarlar. Çok yirtici hayvanlardir; tavsan, geyik, keçi ve kemirgenlerin yanisira herçesit evcil hayvana da çekinmeksizin saldirirlar. Diger kedilerin aksine yiyeceklerinden daha fazla birey öldürürler. (Sadece uçanlar ve kaçanlar kurtulurlar) Çanakkale, Kastamonu, Artvin, Siirt, Hakkari, Bitlis, Bingöl, Izmir, Mugla, Antalya ve Bolu’da halen görüldüklerine dair kayitlar vardir. Yasayla korunmalarina ragmen çok degerli olan postlari için kaçak olarak avlanirlar. Sayilarinin çok azaldigi tahmin edilmektedir. (Ben diyim 500, siz diyin 1000 tane)
Bir alt tür olan ve sadece Dogu Karadeniz bölgesinde -bir zamanlar- bulunan “Benekli Vasak”tan uzunca bir süredir haber alinamamaktadir. (Oglum Benekli Vasak. Eger hala yasiyorsan, sakin sesini çikarma! )
Baska bir alt tür olan “Step Vasagi” ise daha kalender bir hayvandir. Orman ve agaç diye tutturmaz; kaya kovuklarinda ve inlerde de yasayabilir. Diger akrabalarina nazaran daha ufak tefek olduklarindan dolayi tavsanlarla ve kemirgenlerle yetinirler. Izmir, Mugla, Antalya, Adiyaman, Adana, Kahramanmaras ve Malatya’da nadir olarak bulunduklarina dair kayitlar vardir.
Daha baska bir alt tür olan “Bataklik Vasagi” ise, adindan da anlasilacagi üzere, sulak bölgelerdeki dikenlikler, çaliliklar ve kamisliklar arasinda yasar. Orta büyüklükte bir köpek iriligindedirler. Su kuslarinin, tavsanlarin, farelerin ve diger kemirgenlerin korkulu rüyasidirlar. Belesçi bir tabiatlari vardir; tilkilerin ve porsuklarin yuvalarina sahiplenirler. Izmir, Mugla ve Antalya’nin bataklik bölgelerinde; buralardaki nehir ve göl kenarlarinda; Göller Bölgesi ve Sultansazligi bölgelerinde numunelik olarak az sayida yasamaktadirlar. Soylari tükenmeye yüz tutmus olup yasayla korunmaktadirlar.
“Arap Vasagi” ise ülkemizin Iran ve Irak sinirina yakin bölgelerindeki sulak ve agaçlik alanlarda yakin zamana kadar yasiyordu. Suriye ve Irak’ta hala az sayida da olsa yasiyorlarmis. Allah onlara uzun ömür versin artik…
Tüm vasak türleri olaganüstü hareketlidirler. Görme ve koku alma duyulari çok gelismistir. Kisa mesafede iyi kosarlar, çok iyi siçrarlar ve yüzerler. Ayrica çok iyi kafa ve uçan tekme atarlar. Prensip olarak yalniz yasarlar; ancak büyük avlar için sürü kurduklari da nadiren olur. Bununla birlikte insanlara karsi bir terbiyesizlikleri görülmemistir. Bilakis, insanlar Iran ve Hindistan’da vasaklari av için kullanirlar.
LEOPAR = PARS = PANTER (Panthera tulliana) Çok degil, 100 yil öncesine kadar ülkemizde çok sayida yasiyorlarmis. Trakya, Kuzey Marmara ve Dogu Karadeniz hariç bütün bölgelerimizde yasadiklarina dair kayit ve gözlemler bulunmaktadir. Halen Güney Ege, Bati Akdeniz ve Hakkari’de zaman zaman görülmekte olduklarina dair duyumlar alinmaktadir. Zaman zaman yerel pazarlarda satisa sunulan postlar görülebilmektedir. Avlanmalari yasaktir; ancak is isten geçmis gibi görülmektedir. Ülkemizde son olarak 17 Ocak 1974 tarihinde Beypazari’nin (Ankara) Bagözü köyü yakinlarinda bir tane görülmüs ve köylülerce vurularak öldürülmüstür.
HAZAR KAPLANI (Panthera tigris virgata)
Hint, Çin, Sumatra ve Sibirya kaplanlarina nazaran daha küçüktürler. Küçük dediysem yanlis anlamayin, yine de vurdu mu devirirler. Geyik, yaban sigiri, yaban keçisi ve bunlardan küçük her canliyi yalayip yutarlar. On metreye kadar siçrayabilir, agaçlara çikabilir ve yüzebilirler. Amuda kalkabilir ve ters takla atabilirler. Estetik yaratiklardir; bence aslandan daha kral bir hayvandirlar. Orman, savan ve kayalik yerlerde bulunurlar. Kökenleri Hazar Gölü çevresi, Iran ve Afganistan’dir. Buralarda hala az da olsa bulunurlar. Ülkemizde ise Siirt ve Hakkari illerinde (Sirnak, Uludere ve Çukurca arasindaki üçgen), Irak sinirindaki daglarda ve vadilerde yakin zamanlara kadar bulundugu anlasilmaktadir. Son olarak Subat 1970′de Hakkari’de (Uludere) Sehit Sen isimli bir köylü tarafindan 122 cm. gövde uzunlugunda bir erkek birey vurulmustur. Bu kaplanin postu 3 yil sonra yörede bitki arastirmalari yapan Istanbul Üniversitesi Eczacilik Fakültesi ögretim üyesi Prof. Dr. Turhan Baytop tarafindan Istanbul’a getirilmistir. (Ali Üstay Kolleksiyonu) Prof. Baytop bu bulgusunu 1974 yilinda Münih’teki “Saugetierkundliche Mitteilungen” isimli bilimsel dergide yayimlamis ve makalesinde daha önceki yillarda da Uludere ve Sirnak bölgelerinde 8 adet kaplanin vuruldugunu köylülerden duydugunu yazmistir. Bu tarihten sonra hiç görülmemistir. 33 yildir görülmemesi hayra alamet olmasa gerektir. Bununla birlikte bölgenin kirsalinda yasayanlar tarafindan hala görüldügü kimi zamanlar ihbar edilmektedir. Kuzey Iran’in Türkiye sinirina yakin olan bir bölgesinde zoolog Paul Joslin tarafindan 1974 yilinda bulunan 17 cm. genisligindeki ayak izi gözönüne alinirsa bu ihbarlarin dogru olabilecegi düsünülebilir.
IRAN ASLANI (Panthera leo persica)
“Iran Aslani”, aslan familyasinin en batiya ulasmis alt türüdür. 13. yüzyil baslarina kadar ülkemizde, özellikle Orta, Dogu ve Güneydogu Anadolu’da çok sayida yasamislardir. Suriye sinirinda 1905 yillarinda görüldügüne dair kayitlar vardir. Bu tarihlerden itibaren hiç görülmedikleri için ülkemizde soylarinin tükenmis olduklari kabul edilmektedir.
ÇITA (Acinonyx jubatus) Ülkemizde (özellikle Güneydogu Anadolu) geçen yüzyilin sonuna kadar makul sayida bulundugu bilinmektedir. Nitekim, Anadolu ve Ortadogu’da zoolojik arastirmalar yapan Sir Danfors, Birecik’in (Urfa) güneyinde bir yerel seyhin kendisine canli bir çita hediye ettigini notlarinda belirtmektedir. (Sene 1879) Ayrica 15, 16 ve 17. yüzyillara ait, padisahlarin av sahnelerini gösteren minyatürlerin bir çogunda av için yetistirilmis boynu tasmali çitalar görülmektedir. Yari çöl, açik çayirlik ve küçük çaliliklarla donatilmis alanlarda yasayan çitalarin ülkemizde soylarinin tamamen tükendigi anlasilmaktadir.
YABAN KEDISI (Felis silvestris)
Evlerimizde mincikladigimiz kedilerin ormanlarda yasayan akrabalaridir. Bunlari minciklamak pek mümkün degildir; zira yanlarina kimseyi yaklastirmazlar. Türkiye’nin kuzeyindeki ormanlarda; daha az miktarda da bati ve güneyde yasarlar. Agaç ve kütük kovuklarinda ve kaya yariklarinda barinir; tavsanlari ve kemirgenleri avlarlar.
AKDENIZ FOKU (Phoca monachus)
Akdeniz ve Karadeniz’de yasayan tek fok türüdür ve sayilari çok azalmistir. Akdeniz’de en fazla ragbet ettikleri ülke Türkiye’dir. Kariyi, pardon karayi severler. Dinlenmek ve uyumak için karaya çikarlar, karada aga-nigi yaparlar ve karada dogururlar. Arada sirada da ayip olmasin diye denize girerler. Denizde olduklarinda genellikle sarp ve ulasilmasi zor magara ve kayaliklarin yöresini tercih ederler. Her çesit balik ve ahtapot yerler. Aglara zarar verdikleri ve aglardaki baliklari lüpledikleri için balikçilar tarafindan pek sevilmezler. Uluslararasi koruma altina alinmislardir. Ülkemizde en çok görüldükleri yer Foça’dir. Yanisira Antalya, Mugla ve Içel sahillerinde de görülürler. Karadeniz’de son kayit 1987 yilinda Karadeniz Ereglisi’nden verilmistir. Balikçilar tarafindan sürekli katledildiklerinden dolayi; bunu yanisira yasam alanlarinin turizme açilmasindan ve çevre kirliliginden ötürü soylari tükenme tehlikesi içindedir.
ASYA YABAN ESEGI (Equus hemionus)
Yukari Mezopotamya kökenli bir hayvandir. Asur, Babil ve Sümer devletleri tarafindan askeri amaçlarla kullanilmislardir. Yine bunlar tarafindan Afrika Esegi (Equus africanus) ile çiftlestirilerek “evcil esek” elde edilmistir. Ortaya çikan bu güçlü ve dayanikli hayvani tarimda kullanarak zengin bir uygarlik kurabilmislerdir. Bugün genleri evcil eseklerle karismis olmakla birlikte Irak ve Iran sinirina yakin yari sulak bölgelerde dogal popülasyonlarinin yasayabildigi düsünülmektedir.
AFRIKA ESEGI (Equus africanus)
M.Ö. 6000 yilindan itibaren Nil Vadisi’nden Arabistan’a ve Anadolu’ya, oradan da Avrupa’ya yayilmistir. Ekonomik degeri yüksek oldugu için insanlar tarafindan hep aranan bir hayvan olmustur. Güçlü ve dayanikli bir hayvan oldugundan dolayi tarimda ve ulastirmada kullanilmislardir. Seker ve protein açisindan çok zengin olan sütü tarih boyunca degerli bir içecek olmustur. Derisi parsömen yapiminda kullanilmistir. Eti günümüzde bile Ortadogu’da bazi topluluklar tarafindan sevilerek yenmektedir. Gözleri sairlere ilham kaynagi olmustur. Soylari tükenme tehlikesiyle karsi karsiyadir. Popülasyon yogunluklarini en yüksek ülke olan Somali’de korunma altina alinmislardir. Güneydogu Anadolu bölgemizde nadir olarak bulunabilecegi tahmin edilmektedir.
YABANI AT (Equus przewalskii)
Kökeni Mogolistan’dir. M.Ö. 4000 yillarinda Mezopotamya ve Çin’de evcillestirilmis ve buradan da Avrupa’ya yayilarak insanogluna büyük yardimlarda bulunmustur. Fazla yagmur aldigi için çok agirlasan ve tarim yapilmasi çok güç olan Avrupa topraklarinda atin ve sabanin birlikte kullanilmasi ile “ürün patlamasi” olmus ve böylece insan nüfusu belli bir miktarin üzerine çikabilmistir. Bugün sayilari serbest dogada çok azalmistir; genleri evcil atlarla karismis oldugundan dolayi zoolojik özellikleri tam olarak belirlenememektedir. Bir alt tür olan ve “Tarpan” ismi verilen “Avrupa Yabanati” Güney Rusya’da yasamis; ancak 1876′dan beri soyu tükenmistir. Yabani atlarin günümüzde sadece hayvanat bahçelerinde örnekleri bulunmaktadir. Arada sirada ülkemizde görüldügü ileri sürülenlerin “Yaban Esegi” olma olasiliklari yüksektir. Bununla birlikte Iç Anadolu’nun güneyi ile Dogu ve Güneydogu Anadolu bölgelerinde az da olsa bulunma olasiliklari kabul edilmektedir.
KIZIL GEYIK (Cervus elaphus)
Genis yaprakli ve karisik - bataklikli ormanlari sever. Igne yaprakli ormanlarda da yasayabilir. Yaz aylarinda ormanlarin üst sinirlarina hatta yaylalara kadar çikarlar. En çok görüldükleri yerler Istranca ormanlari ile Adapazari, Bolu, Kastamonu ve Sinop’un ormanlik bölgeleridir. Yanisira Ankara (Kizilcahaman, Beypazari, Nallihan), Afyon (Akdag), Kütahya, Manisa, Denizli, Kahramanmaras (Binboga daglari), Artvin, Toros daglari (Akseki - Beysehir kesimi), Cudi dagi, Kigi-Hozat-Solhan daglarinda görülürler. Bos vakitlerinde futbol ve televole muhabbeti yaparlar. Genis yayilislarina ragmen sayilari çok azalmis ve birçok bölgede soylari tükenmeye yüz tutmustur.
ALAGEYIK (Cervus dama)
Akdeniz bölgesindeki alt kismi makilerden olusan kizilçam ormanlarinda yasarlar. Yasam alanlari Akdeniz’in Anadolu’daki tüm kiyilari ile Izmir civari ve Gönen’dir. 1950 yilina kadar Kesan-Enez arasinda ve Semdinli’nin Rubanuh bölgesinde de yasadiklari bilinmektedir. 1960 yilindan sonra ülkemizde yok olma asamasina gelmisler; neyse ki alinan önlemler ve bunlarin basarili uygulanmasi sonucunda “yirtmislardir” 1966 yilinda Antalya - Düzlerçami’nda saptanan 7 adet alageyik koruma altina alinmis ve 2000 yilinda sayilari 500′ü asmistir. Halen Düzlerçami Üretme Istasyonu’nun yanisira Akyaka’da da (Ula - Mugla) bir üretme istasyonu bulunmaktadir. Alageyige çok az da olsa Manavgat, Tasagil, Çatalan Ormani (Adana) ve Aksu vadisinin üst kisimlarinda da rastlanilmaktadir.
SIGIN (Cervus dama mesopatamica)
Hakkari ve civarindaki daglik bölgelerde yasayan küçük bir geyik türüdür. Kökeni Luristan (Iran) bölgesidir. Avlanmalari yasak olmakla birlikte eti ve postu çok makbul oldugu için ciddi tehlike altindadirlar. Dogal popülasyonlari ülkemizde çok azalmis durumdadir.
YABANKOYUNU (Ovis orientalis anatolica)
Endemik (tek bir bölgeye özgü) bir türdür. Dünyada sadece ülkemizde, Orta Anadolu’da yasamaktadir. 1950 yilina kadar Ankara (Nallihan), Eskisehir (Sivrihisar), Afyon (Emir daglari) ile Konya ve Karaman’in daglik bölgelerinde yasiyorlardi. Bugün ise sadece Bozdag / Konya’da 42.000 hektarlik alanda koruma altinda yasamaktadirlar.
ÇENGELBOYNUZLU DAG KEÇISI (Rupicapra rupicapra)
Dogu Karadeniz ve Dogu Anadolu’nun daglik-sarp bölgelerinde (Kaçkar, Munzur, Tendürek ve Süphan daglarinda, Erzurum ve Bingöl arasindaki engebeli bölgede, Tekmen ve Eleskirt bölgelerinde) yasarlar. Çok ürkek ve çevik hayvanlardir. Dogal popülasyonlari gittikçe azalmaktadir.
CEYLAN (Gazelle subgutturosa)
1950′lere kadar Güneydogu Anadolu’da çok yaygin olarak yasiyorlardi. Bugün dogal popülasyonlari tükenmistir. Sadece Ceylanpinar Devlet Üretme Çiftligi (Urfa) sahasinda ve koruma altinda yasamaktadirlar. (Cumhuriyetin ilk yillarinda Mekteb-i Mülkiye, yani bugünkü SBF, Istanbul’dan Ankara’ya tasinmis. Okula gelen Urfali ögrencilerden biri yaninda bir de ceylan getirmis. Tüm ögrenciler bu durumu sempatiyle karsilamislar ve ceylani sahiplenmisler. Ceylan, okulun çevresindeki bos araziyi hiç yadirgamamis; buralarda gayet mutlu-mesut yasamis. Sokak köpeklerinden ürktügünde seke seke yurtlarin oldugu binanin -bugünkü Sütunlu Salon- bahçesine kaçiyormus. Bilmeyenler için söylüyorum; sözünü ettigim yer bugünkü Cebeci’dir)
KUNDUZ
20. yüzyilin baslarina kadar Suriye siniri civarinda ve Habur çayi, Yukari Kizilirmak, Karasaz ve Sultansazligi’nda görüldügüne dair kayitlar vardir. 1959 yilinda Körsulu çayinda (Kahramanmaras) bir tane vuruldugu, 1963 yilinda ise Ceyhan yakinlarinda 3 tane vuruldugu ve 1 tane canli yakalandigi bilinmektedir. Yukarida belirtilen bölgelerde halen çok az sayida yasadigi sanilmaktadir. Çogu kisi tarafindan susamuru ile karistirilmaktadir.
SU MAYMUNU (Myocastor coypus)
Anavatani Güney Amerika olmakla birlikte kürkleri için 20. yüzyil baslarinda Avrupa’ya getirilmis ve çiftliklerden kaçan bireyler zamanla çogalarak dogal yasamin bir parçasi olmuslardir. Iri ve hantal hayvanlardir. Boylari 60 cm, agirliklari ise 7-9 kilo kadar olabilir. Bataklik bölgelerde yasarlar. Meriç ve Tuna nehirlerinde az sayida yasadiklarina dair kayit vardir.
OKLUKIRPI (Hsytrix indica)
Akdeniz, Ege ve Güneydogu Anadolu bölgelerinde yasarlar. Popülasyon yogunluklari çok düstügü için yok olma sürecine girmislerdir. Avlanmalari yasaktir. Dogal düsmanlari azdir; buna karsilik çingeneler tarafindan kocakari ilaci yapiminda kullanildiklarindan ve etleri de yine bunlar tarafindan yendiklerinden dolayi büyük kayiplar görmektedirler.
YUNUS BALIGI Ülkemiz denizlerinde en çok görülen tür “Siyah Yunus”dur. Deniz kirliliginden ve yasadisi avlanmalarindan dolayi sayilarinin hizla azaldigi bilinmektedir.
“Yuvarlakbasli Yunus” ve “Beyazburunlu Yunus”tan da ülkemiz sularinda çok az sayida bulunmaktadir.
Tüm yunus türlerinin avlanmalari yasaktir. Ancak aglara verdikleri zararlardan dolayi balikçilar tarafindan sürekli olarak tüfekle vurulmaktadirlar.
BALINALAR [/color]Ülkemizin tüm denizlerinde görülen tek yerli balina türü “Domuz Balinasi”dir. Familyadaki en küçük balina türüdür (ortalama 3 metre) ve bu nedenle çogu kez Yunus Baligi sanilmaktadir. Eti ve yagi için uluslararasi balikçi filolari tarafindan ve korsan olarak avlanmaktadirlar. Soylari tehlikededir.
Ülkemiz denizlerinin sürekli hayvanlari olmayan ve rastlantisal olarak denizlerimizde görülen balinalar ise “Fin Balinasi” (ortalama 25 metre), Mavi Balina (33 m), Kasalot (18 m) ve Gagali Balina’dir (7 m)
[color=#FF0000]KURT (Canis lupus) Ülkemizin tüm bölgelerinde yaygin olarak bulunmakla birlikte evcil hayvanlara büyük zararlar verdiklerinden ve yasayla da korunmadiklarindan dolayi abartili miktarda avlanmaktadirlar. Çevre kirliligi ve yogun yapilasma nedeniyle yasma alanlari da gitgide daraldigindan dolayi yakin zamanda popülasyonlarinda büyük düsüsler olmasi kaçinilmaz olacaktir. Sosyal hayvanlardir; sürü halinde yasarlar. Yaygin kaninin aksine çok aç kalmadikça ve sýkýstirilmadikça insanlara saldirmazlar.
TILKI Ülkemizin hemen her bölgesinde ve çok sayida bulunurlar. (Çok uzaklarda aramayin. Geceleri Eymir gölündeki çöp konteynirlarini yoklamaya geldiklerinde arabalarinizin içinden izleyebilirsiniz) Kürkünün ekonomik degeri oldugu ve kümes hayvanlarina da kötü niyetle yaklastiklari için çok sayida avlanirlar. Ayrica kirsal bölgelerdeki köpekler tarafindan da bolca haklanirlar. Kuduz tasiyicisi olduklarindan dolayi da her hastalik vak’asinin ardindan etrafa zehirli etler konulur. Yasam alanlari da gittikçe daraldigindan dolayi yakin zaman sonra korunmaya alinmalari gerekebilecektir.
AYI (Urcus arctos) Ülkemizde yasayan en büyük etçil memelidir. Trakya bölgesi hariç ülkemizin her bölgesinde boz ayi bulunur. (En çok Artvin, Rize, Erzurum, Kastamonu, Bolu) Yasam alanlari ormanlar ve sarp daglardir. Etin yanisira bitkilerle de beslenirler. Avare hayvanlardir; her daim yer degistirirler. Kedigiller gibi ugrunda ölecekleri belli bir egemenlik sahalari yoktur. Postlari degerlidir. Yanisira, ari kovanlarina zarar verdigi gerekçesiyle ve sifali olduguna inanilan yaglari için kaçak olarak avlanmaktadirlar. Aci kuvvetlerine ragmen insanlardan çekinirler; dolayisiyla olaganüstü durumlar disinda insanlara zarar vermezler.
SIRTLAN (Hyaena hyaena)
Ege, Akdeniz ve Güneydogu Anadolu’nun step, yari-çöl, kayalik ve seyrek agaçli bölümlerinde yasarlar. Insanlardan korkmazlar; ancak insanlara saldirmazlar da. Genelde lesle beslenmekle birlikte aç kaldiklarinda kümes hayvanlari ile küçükbas hayvanlara zarar verirler. Çok çaresiz kaldiklarinda kavun, karpuz ve üzüm de yerler. (Raki da içiyor olabilirler) Ekonomik degerleri olmamakla birlikte olumsuz imajlari nedeniyle görüldükleri yerde vurulurlar. Bu nedenle sayilari çok azalmistir.
KAYA UYURU (Dryomys Laniger)
Endemik bir kemirgen türdür. Dünyada sadece Toros daglarinda ve Tunceli çevresinde görülür. Yasam alanlari yüksek daglarin kayalik bölümleridir. Sayilari çok azalmistir. Kis uykusuna yatarlar ve tohum, bitki sürgünü ve eklembacaklilarla beslenirler. Akreplerin bas düsmanlaridir.
KARAKULAK (Caracal caracal)
Türkiye’nin güneyinde ve batisindaki seyrek ormanlar, makiler ve bozkirlarda görülür. Yirtici bir kedigildir; uzunlugu 80 santime kadar çikabilir. Genellikle gece etkindirler. Kaya kovuklarinda ve inlerde barinir ve tavsan, fare, kuslar ve kemirgenleri avlarlar. Sayilari hizla azalmaktadir.
YABANDOMUZU (Sus scrofa)
Türkiye’nin hemen her yerinde yasarlar. Yasam alanlari ormanlar, sazliklar, batakliklar, göl ve akarsu kenarlaridir. Bitki yumrulari ve kökleri, böcek ve solucanlari yerler. Kendilerini tehlikede hissettikleri zaman çok tehlikeli olurlar; özellikle yarali bireylerin saldirilari ölümcüldür. Yetiskinlerin uzunluklari 2 metreyi bulabilir.
KARACA (Capreolus capreolus) Ülkemizin kuzey ve güneyindeki yaprak döken ormanlarda ve çaliliklarin bulundugu otlaklarda yasarlar. Taze sürgün, tomurcuk, yaprak ve otlarla beslenirler.
YABANKEÇISI (Capra gegagrus) Ülkemizin güney ve dogu bölgelerinde (özellikle Toros daglarinda) yayilis gösterirler. Yasam alanlari sarp kayalik ve bodur çaliliklarin bulundugu ormanlik ve daglik alanlardir. Gündüz etkindirler; ot, yaprak, meyve ve taze sürgünlerle beslenirler.
ÇAKAL (Canis aureus)
Türkiye’nin kuzey, bati ve güneyindeki alçak kesimlerde görülürler. Yasam alanlari ormanlar, maki, fundalik, bozkir ve deltalardir. Magaralarda ve agaç kovuklarinda barinir; hayvan lesleri, kemirgenler ve zorda kaldikça da bitkilerle beslenirler.
KARA AKBABA (Aegypius monachus) Ülkemizde yasayan en büyük kustur. (Kanat açikligi 2 metreyi geçebilir) Soylari dünya genelinde (Ispanya hariç) tehlikededir; ülkemizde de sayilari çok azalmistir. Genellikle orta yükseklikteki ve yasli agaçlarin (özellikle karaçam) bulundugu ormanlik bölgelerde yasarlar. Ülkemizde Iç Ege, Iç Anadolu ve Dogu Anadolu’nun kuzeyinde görülürler. En yogun popülasyonlarinin bulundugu yer Soguksu Milli Parki’dir (Kizilcahamam / Ankara)
KIZIL AKBABA
Kara akbabadan biraz daha küçüktür. Ülkemizde sayilari en hizli azalan türlerden biridir. Akdeniz havzasindaki pekçok ülkede soyu tükenmistir; ülkemiz son siginaklarindan birisidir. Özellikle kaya duvarlarinin ve hayvanciligin yaygin oldugu açik alanlarda yuva kurarlar. Yüksek daglar, bozkirlar ve makilerde görülürler. Ülkemizde Toros ve Ilgaz daglarinda, Çoruh ve Dicle vadilerinde, yanisira Ankara ve Eskisehir’in engebeli bölgelerinde yasarlar.
KÜÇÜK AKBABA
1950′li yillara kadar tüm Türkiye’de yasiyorlardi; günümüzde Bati Anadolu ve Trakya’da tamamen yok oldular, diger bölgelerde az sayida bulunuyorlar. Dik kanyonlardaki kayalarin arasina yuva kurarlar.
SAH KARTAL
Soylari dünya genelinde (Macaristan hariç) çok ciddi tehlikededir. Ülkemizde Iç Anadolu, Iç Bati Akdeniz ve Dogu Anadolu’da, çevresinde genis bozkirlarin bulundugu ormanlarda görülürler.
AKKUYRUKLU KARTAL
Türkiye’de tümüyle yok olmak üzeredir; en fazla 15 çift kaldigi tahmin edilmektedir. Çevresinde dogal orman bulunan sulak bölgelerde yasarlar. Ülkemizde Igneada, Nallihan, Akdag ve Göller Bölgesi’nde görülürler. Kanat açikliklari 2 metreyi asabilir; kartallarin en kalin gövdelisidir. Beyaz kuyrugu, kalin boynu ve genis kanatlariyla diger türlerden ayrilirlar.
YILAN KARTALI
Sulak alanlara yönelik yogun kurutma çalismalari nedeniyle (özellikle baraj yapimlari) YILAN KARTALI’nin artik ülkemizde yuva kurmadigi anlasilmaktadir.
ALADOGAN, DELICE DOGAN ve BIYIKLI DOGAN Ülkemizde soylari henüz tehlikede olmayan; ancak Arap ülkelerine canli olarak kaçirildiklari için gelecekte popülasyonlari azalma tehlikesinde olan türlerdir.
YESIL ARIKUSU (Merops persicus)
Yari çöl, çöl, yariçöllerdeki nehir kenarlarinda, çaliliklarda ve kum yamaçlarinda yasarlar. Ülkemizde Güneydogu Anadolu bölgesi ve Igdir ovasinda çok az sayida kalmislardir. Sayilarinin hizla azalmalarinin temel nedeni barajlardir. Isminden de anlasilacagi üzere yesil renklidirler. Sürmesi siyah ve kalin, gidisi sari, bogazi
kizil, gagasi ve kuyruk telleri uzundur.
TOY (Otis tarda)
20 kiloya yaklasan agirligi ve devasa boyuyla Türkiye’de yasayan en büyük kus türüdür. Bati, Orta ve Dogu Anadolu’daki bozkirlar ve kuru tarim alanlarinda yasarlar. Avcilik, asiri otlatma, kimyasal gübre kullanimi ve tarim alanlarinin genislemesi sonucunda ülkemizde sayilari çok azalmistir. Ciddi önlemler alinmadigi taktirde on yil içinde ülkemizde tamamen yok olacaklari tahmin edilmektedir.
KELAYNAK (Geronticus eremita)
Bilimsel arastirmalara ragmen eski dagilis bölgelerinde hiçbir canli birey bulunamamistir. Baska bir deyisle serbest dogada soylarinin tükenmis oldugu düsünülmektedir. Dünyada sadece ülkemizde (Birecik / Urfa) ve Fas’da koruma altinda az sayida bulunmaktadirlar.
DENIZ KAPLUMBAGASI (Caretta caretta)
Tüm Akdeniz’de yuvalayan disi birey sayisi 2000 civarindadir. Kendilerini en fazla güvende hissettikleri ve en çok ragbet ettikleri ülke Türkiye’dir. (Yaklasik 800 birey) Ekincik, Dalyan, Dalaman, Fethiye, Patara, Kale, Kumluca, Çirali, Alata, Tekirova, Belek, Kizilot, Demirtas, Gazipasa, Anamur, Göksu Deltasi, Kazanli, Akyatan ve Samandag’da görülürler. Diger deniz kaplumbagalarina nazaran iri gövdeleri ve büyük kafalariyla dikkat çekerler. Üreme kumsallarindaki yapilasmalar, deniz kirliligi ve sorumsuz balikçilar nedeniyle tehlike altindadirlar.
YESIL DENIZKAPLUMBAGASI (Chelonia mydas)
Nesli dünya genelinde tehlikededir. Tüm Akdeniz’de 500 dolaylarinda disi birey belirlenmistir; bunlarin çogunlugu (yaklasik 400 birey) ülkemizde yasarlar. Üredikleri en önemli alanlar Kazanli, Akyatan ve Samandag’dir. Kendilerini tehdit eden tehlikeler Deniz Kaplumbagasi’yla aynidir.
FIRAT KAPLUMBAGASI (Rafetus euphraticus)
Sadece Mezopotamya havzasinda yasar ve nesli ciddi tehlike altindadir. Ülkemizde Firat ve Dicle nehirleri ile kollarinda ve dibi çamurlu göllerde bulunur. Baraj yapimlari nedeniyle ülkemizdeki sayilari çok azalmistir. Boylari 1 metreyi geçmez; kafalarinin ucunda yumusak bir hortum bulunur.
ÇÖL VARANI (Varanus griesus)
Türkiye’de yasayan en büyük kertenkele türüdür. Uzunlugu 1 metreyi geçebilir. Sirtinda koyu bir serit bulunur. Ülkemizde tamamen yok olmak üzeredir. Sayilarinin 100′den az kaldigi tahmin edilmektedir. Iyi bir yüzücü olduklarindan dolayi görüldükleri yerlerde “timsah” ismiyle de bilinirler. Çöl ve yari çöllerde yasarlar ve kaya yariklarina ve magaralarda yuva yaparlar. Ülkemizde sadece Urfa’nin Suriye sinirina yakin olan bölgelerinde bulunurlar.
HOPA ENGEREGI:
Anavatani Kafkas daglaridir. Ülkemizde Artvin bölgesinde, özellikle Hopa ve Borçka’da görülürler. Zehiri insanlar ve küçük memeliler için ölümcüldür. Ülkemizde soylari tehlikededir.
ANADOLU DISLI SAZANCIGI (Aphanius anatolias)
Dünyada sadece Türkiye’nin göllerinde bulunur. Tatli ve aci göllerde yasar. Gölcük gölü (Isparta), Burdur gölü ve Acigöl’de (Afyon) yayilis gösterir. Vücudunun ince-uzun sekli ve pul düzeninin farkli olmasi nedeniyle diger türdeslerinden ayrilir. Su kirliligi ve kurutma çalismalari nedeniyle sayilari çok azalmistir; nesli ciddi tehlikededir.
BEYSEHIR SIRAZI (Capoeta pestai)
Dünyada sadece Beysehir ve Egridir göllerine özgü bir türdür; ancak bu göllere yirtici Sudak baliklarinin salinmasi sonucunda Beysehir gölünde azinliga düsmüsler; Egridir gölünde ise yok olmuslardir. Günümüzde sadece Beysehir gölü havzasindaki Mutluköy su birikintilerinde bulunabilir.
ANADOLU YAGBALIGI (Phoxinellus anatolicus)
Dünyada sadece Konya kapali havzasinda (Beysehir gölü ve Saz gölü) bulunan endemik bir türdür. Durgun sulari sever; baraj yapimlari nedeniyle nesli tehlikededir.
APOLLO KELEBEGI (Parnassius apollo)
En görkemli ve en büyük dag kelebegidir. Arka kanat üzerindeki etrafi siyah halkalarla çevrili iki kirmizi leke bu türü diger türdeslerinden ayirir. Daglik bölgelerde açik, tasli ve bol çiçekli çayirlarda yasarlar. Ülkemizde Göller Bölgesi, Uludag, Sultan daglari (Afyon), Aladaglar (Nigde) ve Dogu Karadeniz daglarinda görülürler. Tehlike kategorisini belirleyecek yeterli veri bulunmamaktadir. Bununla birlikte koleksiyonculuk için çok sayida toplanmalari nedeniyle sayilarinin azaldigi gözlemlenmektedir.
MEZOPOTAMYA ÇOKGÖZLÜSÜ (Polyommatus dama)
Gökmavisi renkte çok güzel bir kelebektir. Bozulmamis bozkirlarda yasar. Eskiden Maras ve Mardin’de de yasarlarken bugün sadece ve çok az sayida Malatya’da görülmektedir
VAŞAK

HAZAR KAPLANI

AKDENİZ FOKU

KAYA UYURU

KIZIL GEYİK
![]()
HOPA ENGEREĞİ

Hem Aslan Gücünde, Hemde Kaplan gücünde. Onun adı Liger
O büyük kediler familyasının en dev üyelerinden biri. Hem kaplan gibi çizgileri hem de aslanlardan aldıkları noktaları vardır. Ayakta durduklarında 4 metre kadar olabilirler. Kimlerden mi bahsediyoruz? Tabii ki Liger’lardan…
Liger, aslan ile kaplanın çiftleşmesinden ortaya çıkmış. ‘Aslanın ana vatanı Afrika, Kaplanın ana vatanı Asya ise nasıl çiftleştiler?’ sorusunu duyar gibiyiz. Elbette laboratuarda üretilmediler. 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana bu hayvanların doğal bulundukları yerlerden ayırılıp hayvanat bahçeleri ya da sirkler gibi merkezlerde bir arada tutulmalarının sonucunda Ligerler dünyaya gelmişler. Sonradan, doğal olmayan yollarla dünyaya ‘merhaba’ demiştir ama büyük kediler familyasının en dev üyesi odur.
Ortalama bir erkek aslan 250, bir erkek kaplan 220 kilogram olarak yaşamlarını sürdürürken, aslan baba ile kaplan anneden doğan Liger’ların vücudunda büyümeyi durdurucu bir şey bulunmaz ve ölene kadar büyüyüp serpilebilme metabolizmasına sahiplerdir. “Hadi canım, ne kadar büyüyebilir ki” diye soranlara örnek verelim: Sibirya kaplanı’nın iki katı büyüklüğüne erişebilirler…
Bazen bir aslan gibi kükreyip kaplan gibi puflayabiliyorlar. Büyük kediler arasında yer alan bu türün erkekleri neredeyse bir aslan ve bir kaplanın toplam kilosu kadar ağır. Günde yaklaşık 13,5 kilogram çiğ et tüketiyorlar.
Bugün dünyada 30 kadar liger yaşıyor. Bu hayvanın nesli tehlikede değil. Çünkü aslında zoologlar ve diğer bilim adamları ligeri bir tür olarak bile kabul etmiyor.

Kangal Köpek Resimleri - Süper kangallar
Süper Kangal Resimleri

Daha önceden forumda açmış olduğum konunun baya bi ilgi görmesi üzerine blog sayfasından da sizlerle Kangal köpeklerini, kangal resimlerini, kangal yavruları resimlerini paylaşmak istedim.
http://www.veterinerhekimiz.com/forum/showthread.php?tid=6363
Resimleri büyütmek için üzerlerine tıkalamanız yeterli
Hayvan Hakları Yasası
1.KISIM
Genel Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Tanımlar ve İlkeler
Amaç
MADDE 1. - Bu Kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır.
Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi.
15 Ekim 1978′de Paris UNESCO evinde ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi
*Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.
*Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan , öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez.Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma, ve korunma hakları vardır.
*Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.
*Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üretme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.
*Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bir türden olan bütün hayvanlar uyumlu bir biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.
*İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız ve aşağılık bir davranıştır.
*Bütün çalışan hayvanlar iş süresi ve yoğunluğunun sınırlandırılması ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.
*Hayvanlara fiziki ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki her türlü deneyler için de durum böyledir.
*Hayvan beslenmek için yetiştirilmişse de bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalıdır.
*Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır.
*Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.
*Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur.
*Hayvan ölümüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanın öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonda yasaklanmalıdır.
*Hayvanları koruma ve savunma kuralları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır.Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.
Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesİ
T.B.M.M. (S. Sayısı : 85): Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına 18 Kasım 1999 tarihinde Strazburg’da imzalanan “Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi”nin onaylanması uygun bulunmuştur.
EV HAYVANLARININ KORUNMASINA DAİR AVRUPA SÖZLEŞMESİ
GİRİŞ
İşbu Sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi üyesi devletler, Avrupa Konseyi’nin amacının üyeleri arasında daha sıkı bir birlik gerçekleştirmek olduğunu dikkate alarak,
İnsanın yaşayan tüm canlılara ahlâkî bir yükümlülüğünün olduğunu tanıyarak ve insan ile ev hayvanları arasında mevcut özel ilişkileri hatırda tutarak,
Ev hayvanlarının yaşam kalitesine olan katkılarını ve bunun sonucu olarak da toplum için taşıdığı önemi dikkate alarak,
İnsan tarafından bakılan hayvanların geniş çeşitliliğinden kaynaklanan güçlükleri dikkate alarak,
Hayvanların, aşırı nüfuslarına bağlı olarak, insan ve diğer hayvanların hijyen, sağlık ve güvenlikleri açısından taşıdıkları riskleri dikkate alarak,
Yabanî fauna örneklerinin ev hayvanı olarak muhafaza edilmelerinin desteklenmemesi gerektiğini dikkate alarak,
Ev hayvanlarının elde edilmesi, muhafaza edilmesi, ticarî veya ticarî olmadan üretilmesi, başkasına devredilmesi ve ticaretini etkileyen farklı şartların bilincinde olarak,
Ev hayvanlarının muhafaza edilme koşullarının her zaman sağlıklarını ve refahlarını geliştirmeye izin vermediğinin bilincinde olarak,
Bilgi veya bilinç noksanlığı nedeniyle, bazen, ev hayvanlarına karşı davranışların önemli ölçüde değiştiğini kaydederek,
Ev hayvanları sahiplerinin sorumluluğu sonucunda doğacak temel müşterek davranış ve uygulama standardının sadece arzu edilen değil, aynı zamanda gerçekçi bir hedef olduğunu dikkate alarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır :
Yazının devamını okuyun »
CetaSoft Veteriner (Büyük Hayvan Klinik Programı 2.0)
Üretici Tanıtımı:
CetaSoft Veteriner, özellikle büyükbaş hayvan sağlığını takip eden veteriner klinikleri için hazırlanmış olan kapsamlı bir programdır.
Program ile:
İlaç ve medikal malzeme stoklarınızı izleyebilirsiniz. Dilerseniz bu işlemleri barkod sistemi ile gerçekleştirebilirsiniz.
Miat Kontrol Sistemi ile stoklarınızdaki miadı geçen ve miadı yaklaşan ilaçları raporlayabilirsiniz.
Stoklarınızı genel ve hekim (araba stoğu) bazında izleyebilirsiniz.
Stok Limit Kontrolü Sistemi ile genel ve hekim stoklarınız belirleyeceğiniz üst ve alt sınırlara ulaştığında program sizi uyaracaktır.
Tüm müşteri bilgilerini ve müşterilerinize satışlarınızı kaydedebilir, bakiyelerini ayrıntılı olarak izleyebilirsiniz. (Program, veresiye gerçekleşen ve vadesi geçen alacaklarınızı size otomatik olarak hatırlatır, tüm alışveriş hesaplarınızın ayrıntılı olarak raporlanabilmesini sağlar.)
Fatura ve serbest meslek makbuzu kesebilirsiniz.
Fiyat güncelleme sistemi ile fiyatı değişen ilaç ve malzemelerin tüm stoklarınıza ve bakiyelere uygulanabilmesini sağlayabilirsiniz.
Klinikte çalışan hekim bilgilerini kaydederek muayene, satış gibi uygulamaların hangi hekim tarafından gerçekleştirildiğini belirleyebilir, ayrıntılı raporlar alabilirsiniz.
Tüm hayvan bilgilerini ayrıntılı olarak kaydedebilirsiniz. Nevi Hareketleri Kontrol Sistemi ile büyükbaş hayvanların gelişim süreci, tohumlama, kuruya alma gibi bilgileri program tarafından otomatik olarak takip edilir ve otomatik uyarı sistemi ile hekim uyarılır.
Bir müşteride, bir çiftlikte veya bir köy/şehirde yer alan hayvanların nevine göre (Düve, Sağılan inek, kurudaki inek gibi) ayrıntılı olarak raporlanabilmesini sağlayabilirsiniz.
Fertilite bilgilerini kaydedebilir, programın otomatik uyarı sistemi ile tohumlanması, kuruya alınması gebelik/involüsyon kontrolünün yapılması gereken hayvanları hiçbir çaba göstermeden izleyebilirsiniz. Fertilite kayıtlarını baz alarak ayrıntılı raporlar alabilir, Fertilite istatistikleri ile tohumlama başarınızı grafiklerle görebilirsiniz.
Hayvanların hastalık bilgilerini, klinik ve laboratuvar bulgularını kaydedebilir, sonuçlarını izleyebilir, raporlar alabilir, istatistiklerini grafiklerle görebilirsiniz.
Hayvanların aşılama bilgilerini kaydedebilir, aşı tekrar tarihlerini izleyebilir, Aşılama Programı modülünü kullanarak aşılama tarihleri gelen hayvanların size otomatik olarak hatırlatılmasını sağlayabilir, aşı istatistikleri ile sonuçları grafiklerle görebilirsiniz.
Grafik destekli Tohumlama, Hastalık, Aşı, Antibiyogram, Hekim ve Köy/Şehir istatistikleri alabilirsiniz.
Giderlerinizi ayrıntılı olarak izleyebilir, raporlar alabilirsiniz.
Otomatik Kasa İzleme Sistemi ile kasanızdaki nakit hareketlerini izleyebilirsiniz.
Banka, çek-senet-açık hesaplarınızı, taksitle satın aldığınız malların taksitlerini izleyebilir, ayrıntılı raporlar alabilirsiniz.
Adres etiketi ve zarf hazırlama sihirbazları ile kolayca adres etiketi ve zarf hazırlayabilirsiniz.
Kelime İşlem Programı ile mail-merge (adres mektup birleştirme) sistemini kullanabilirsiniz.
Programın otomatik olarak gerçekleştirdiği hatırlatma sisteminin yanısıra hatırlamak istediğiniz tüm işlerinizi (randevular, ödemeler gibi) kaydedebilirsiniz. Program, zamanı gelen tüm işlerinizi size görsel ve işitsel uyarı sistemi ile hatırlatacaktır.
Müşterilerinizin, dostlarınızın veya arkadaşlarınızın cep telefonlarına kısa mesaj (SMS) gönderebilirsiniz. Otomatik SMS metni hazırlama sistemi ile hayvanların sağlığı ve müşterilerinizdeki alacaklarınız ile ilgili SMS mesajlarının belirlenmesini ve gönderilmesini sağlayabilirsiniz.
Otomatik telefon arama, Post-It, Hesap makinesi, Faiz hesaplama makinesi, İnternet Adres Bankası, Gizli Bilgiler, Takvim, MP3 Çalar, 5 adet oyun.
Excel’den adres kayıtlarını alma (import), tüm bilgileri Excel formatında kaydedebilme (export) özellikleri.
Otomatik yedekleme sistemi.
Ücretsiz teknik destek ve ürün güncellemelerine ücretsiz sahip olabilme imkanı.

indirmek için buraya Tıklayınız
EN DÜŞÜK MALİYETLİ KARMA YEM VE RASYON FORMÜLÜ HAZIRLAMA (windows için) Omix 2.0

ÜRÜN ADI : EN DÜŞÜK MALİYETLİ KARMA YEM VE RASYON FORMÜLÜ HAZIRLAMA ROGRAMI
FİRMA : Prof. Dr. Ramazan YETİŞİR
FİYATI : 500 $
Ürün Hakkında Firmanın Verdiği Bilgiler
KULLANIM ALANI:
Karma Yem Formülasyonu:
Yem Fabrikaları, Kendi Karma Yemini Yapan Tüm Hayvancılık İşletmeleri
Rasyon Formülasyonu:
Süt Sığırı İşletmeleri, Besi İşletmeleri, Diğer Ruminat Hayvan Yetiştiricileri,
Müşteri Hizmet Veren Yem Fabrikaları
Hayvancılıkla ilgili araştırma ve eğitim kuruluşları.
ÖZELLİKLER:
En Düşük Maliyetli Yem Maddeleri Kombinasyonu (Formül);
+ Formüle Giriş İçin Marjinal Fiyat Değişikliği ve Fırsat Maliyeti,
+ Gölge Fiyat ve Maliyet Azaltımı,
+ Parametrik Yem Maddesi Fiyatı Değişimi,
+ Parametrik Besin Maddesi Değişimi,
+ Çoklu Karma (Bazı yem maddeleri piyasada kıt),
+ Optimum Yoğunlukta Yem Formülasyonu,
+ Amino Asit Ekivalan Yem Formülasyonu,
+ Besin Maddesi Bağlama imkanı,
+ Referans Yem Maddesi – Besin Maddesi Kompozisyon Matrisleri
(2 adet; Havada Kuru ve Kuru Madde Esasında)
+ Süt Sığırları Besin Maddesi İhtiyaç Tahmini (NRC Formülleri Simülasyonu)
+ Örnek Problemler,
+ Online yardım sistemi (Windows yardımı),
+ Katalog ve Temel Bilgi Dökümanı
+ Gerektiğinde Eğitim,
+ Tam Fonksiyonlu Demo
Yazının devamını okuyun »
